Zulüm ile abad olanın...
Gönderen ehlikuran - July 03 2010 15:25:25

Bu kardeşimizin şehadetinin bize bıraktığı birçok ders ve kazanım olacaktır. Bu kazanımların farkında olmak o kazanıma değer katıyor. Öncelikle o, bu davanın Allah katındaki şahidi olacak. Bu bize dünya ve ahiret saadeti olarak yeter. Ancak bu dünyadaki kazanımlarını da ayrıca görmemiz gerekiyor. Bu ve diğer mağdur olan kardeşlerimizin yaşadıklarını radyolardan, televizyonlardan, gazetemizden yansıttığımız oranda bu durumdaki sıkıntıların önüne geçmiş olacağız. Bu konuda bilerek bilmeyerek ihmalkarlık gösterenleri deşifre ettikçe onların kendilerine çekidüzen vermeleri kaçınılmaz olacaktır. O halde mümin olmanın gereği sorumluluklarımızı yeniden sorgulayalım.
Haber Metni

Doğru haber gazetemizde cezaevinde hükümlü veya tutuklu bulunup farklı hastalıklara yakalanan kardeşlerimizin sıkıntılarını yansıtmaya çalışıyoruz. Bu bizim İslami sorumluluğumuz ve gazetecilik anlayışımızın bir gereğidir. Birinci mesuliyetimiz Allah’a karşıdır. Allah için gayret sarfetmiş, onun için zindanlar, muhaceretler yaşamış kardeşlerimizin sıkıntılarına ortak olmak, onları yansıtmak, bu sıkıntıları gidermeye çalışmak; Allah’a, O’nun dinine yardım etmekle eşdeğerdir. Bunu resmi bir prosedürle sınırlı tutmak, sağa sola eğip bükerek bu mesuliyete halel getirmenin hiç bir anlamı yoktur.

Hayatımız, ölümümüz Allah için olacaksa bir anlamı vardır. Onun için de tüm gücümüzle Mü’minlerin yanında yer almaya onlar için tüm imkanlarımızı seferber etmeye, onlar için canımız da dâhil her türlü fedakarlıkta bulunmaya devam edeceğiz. Gazetemizin sayfaları, köşe yazılarımız, hayatımızdan daha değerli olmadığı için onları da bu darda kalan kardeşlerimize kurban etmekten çekinmeyeceğiz. Filistin’de Allah için siyonist zindanlara düşmüş yıllarını orda geçirmiş ve belki de sonuçta şehid olmuş kardeşimiz bizim için ne anlam ifade ediyorsa, Gazze Özgürlük gemisine Allah için binmiş ve orda şehid olmuş kardeşimiz gözümüzde ne kadar değerli ise Türkiye’de hasseten bölgemizde Allah için zindanlara düşmüş, özgürlüğe hasret yıllar yılı Yusufi bir hasret yaşayanlar da bizim için o kadar değerlidir.

Cahid Durmaz kardeşimizin ismini hepiniz duymuşsunuzdur. Defalarca onunla ilgili gazetemizde haberler yaptık. Mağduriyetinin sona erdirilmesi için girişimlerde bulunduk. Ancak bu kardeşimiz bu ayın 27’yi 28’e bağlayan gecesinde Allah’ın huzuruna Şahid olarak gitti.

Bu kardeşimiz uzun zamandır kanser ile mücadele ediyordu. Daha doğrusu asıl kanser olan bu sistemin zulüm çarkları ile mücadele ediyordu. 7 ay önce 7 uzman doktorun verdiği bir raporla cezaevinde kalmasının hayati tehlikesinin mevcut olduğu tespit edilmiş ve cezasının 6 ay süreyle ertelenmesi istenmişti. Ancak aradan aylar geçtikten sonra onu adli tıpa sevkettiler.

Skandallarla adını duyuran Adli Tıb, uzun uğraşların ardından raporu verdi. Ancak bu kez de raporun üzerindeki tarih yanlış yazılmış diye rapor Adli Tıbba geri gönderildi. Cevabı gelmeden Cahid kardeşimiz Rabbinin huzuruna, geride gözü yaşlı bir eş ile çocuklar bırakarak ak bir alınla çıktı. Zulmun şahidi olarak, Allah için çalışmanın bir bedelinin olduğuna şehadet ederek.

Çok şey söylenebilir, yazılabilir, Ancak sünnetullah’ın değişmeyeceğini bu olay bir kez daha bize gösterdi. Mü’min olmanın, dik durmanın, Allah için olmanın bir bedelinin olduğunu birkez daha gördük... İşte Ergenekoncuların ne cürümler işlemiş olmalarına rağmen içinde bulundukları rehavetleri hepimiz biliyoruz. Parası ve babası olanın Türkiye’de neleri yapabildiğine hepimiz şahid oluyoruz. Bu adaletsizlik bile bir ülkenin payidar olmaması için yeterli bir sebeptir. Baksanıza cumhurbaşkanı bile zaman zaman hastanede kral hayatı yaşayan ve ergenekonun bir numaralı adamı olduğu kuvvetle muhtemel Haberal’ın hatırını soruyor, iyi dilek temennilerini iletiyormuş.

Dolayısıyla Müminlerin omuz omuza mücadele verdikleri müminlerden başka dostlarının olmadığına artık inanmaları ve bu işe daha fazla sarılmaları gerekiyor.

Bu kardeşimizin şehadetinin bize bıraktığı birçok ders ve kazanım olacaktır. Bu kazanımların farkında olmak o kazanıma değer katıyor. Öncelikle o, bu davanın Allah katındaki şahidi olacak. Bu bize dünya ve ahiret saadeti olarak yeter. Ancak bu dünyadaki kazanımlarını da ayrıca görmemiz gerekiyor. Bu ve diğer mağdur olan kardeşlerimizin yaşadıklarını radyolardan, televizyonlardan, gazetemizden yansıttığımız oranda bu durumdaki sıkıntıların önüne geçmiş olacağız. Bu konuda bilerek bilmeyerek ihmalkarlık gösterenleri deşifre ettikçe onların kendilerine çekidüzen vermeleri kaçınılmaz olacaktır. O halde mümin olmanın gereği sorumluluklarımızı yeniden sorgulayalım.

Kısaca değinmek istediğimiz bir diğer husus ise, Şeyh Said Efendinin şehid edilişinin yıldönümünde Mustazaf-Der’in yapmak isteyip de yapamadığı basın açıklaması olacaktır. Bu ülkenin vatandaşı olan herkesin benimsediği değerleri savunmaya hakkı vardır. Bu hakkı verirken bir ayırıma gidenler fitne fesat ateşini körükleyenlerden başkası değildir. Tam da bu dönemde arzu edilen çatışma ortamlarının oluşturulmasına derin bir elin yataklık ettiğini söylemek garipsenmemeli. Mustazaf Der’in yapmış olduğu etkinliklerdeki maksadının ne olduğunu bu halk da, vicdan sahibi yetkililer de anlamışlardır. Bölgede birliği sağlayacak birileri varsa, adaletten yana söz söylemek gerekecekse bu mustazaf der ve onun gönüllülerinden başkası olmayacak. Sakın birileri bu İslami camiayı çekememezlik gibi bir hastalığa yakalanmış ve bunu engellemek için öncü güçlerini devreye sokmuş olmasın mı?

Son olarak başta 48 arkadaşıyla birlikte Diyarbakır’da idam edilen Şehid Şeyh Said Efendi ve arkadaşları olmak üzere cezaevlerinde hayatlarını kaybeden öncelikle Cahit Durmaz kardeşimiz olmak üzere tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet ailelerine sabr-ı cemil niyaz ederim.

Fikret Gültekin/Doğruhaber